Şubat 28, 2008

Dr. İbrahim Tüzer'in "Şiire Damıtılmış Hayat" isimli Kitabı


Tarihçi Gözüyle okurlarının yakından tanıdığı Dr. Ibrahim Tüzer'in beklenilen eseri Dergâh yayinlarindan çıkmış. "İsmet Özel Şiire Damıtılmış Hayat" Adını taşıyan kitap 608. sayfa. 2 ciltten olusan bu degerli kitapta son 40 yılın yasayan en önemli şairlerinden birisi olan Ismet Özel'in hayati anlatilmis. İsmet Özel'in Takriz yazısıyla başlayan kitap bir hayli ses getireceğe benziyor. Dergâh yayınlarının kitabı tanıtım yazısında şöyle denmektedir:
"İbrahim Tüzer, bu çalışması sırasında İsmet Özel ile uzun soluklu söyleşiler de gerçekleştirmiş; hem kendi görüşlerini, hem de İsmet Özel'in verdiği cevapları bir araya getirme imkânı bulmuştur.

"Bu kitabı özgün kılan özelliklerden biri de, İsmet Özel'in ilk şiirinden son şiirine kadar sürdürdüğü 'sahicilik arayışını' çarpıcı bir şekilde ortaya koymasıdır.
"

İsmet Özel hayranları Dr. İbrahim Tüzer'in bu eserini biran evvel görmeliler bence..



Şubat 20, 2008

1. Dünya Savaşı'nda Savaş, Yardım ve Yolsuzluk

Doç. Dr. Bülent Özdemir (Balıkesir Üniversitesi)
Günümüz dünyasında silah ticaretinin uyuşturucu ve kadın ticaretinden daha karlı bir ticaret olduğu zaten bilinmektedir. Özellikle Irak gibi, Afrika başta olmak üzere dünyada etnik ya da dini çatışmaların uzayıp gittiği coğrafyalarda silah ticaretinin nasıl yapıldığı ve resmi ya da gayrı resmi olarak belli silah üreticisi devletlerin bu işlerin içine nasıl girdiği de bilinen gerçeklerdendir. 20. Yüzyılda gelişmiş Batı ülkelerinde sanayi algısı da değişmiştir. Tekstil gibi çevreyi kirleten ve geliri düşük olan sanayi dalları gelişmekte olan ülkelere kayarken, Batılı ülkeler yüksek teknolojinin yanı sıra özellikle geliri yüksek ilaç ve silah sanayilerini geliştirmişlerdir. Bu durumda, üretimde arz-talep dengesi düşünüldüğünde sonuç ortadadır.

Bu yazıyı kaleme almaktaki amacım, bugün yaşanan olaylarla bundan tam 90 yıl önce I. Dünya Savaşı yıllarında yaşanan ve yine Amerika’nın dolaylı olarak olsa da içine karıştığı bir silah-yolsuzluk ilişkisi ile paralellik kurmak ve Amerikan arşivlerinde bulunan bu bilgileri sizlerle paylaşmaktır.
I. Dünya Savaşının çok fazla bilinmeyen yönlerinden biri de hiç şüphesiz Süryani-Nesturilerin yüzyıllardır Osmanlı tebaası olarak yaşadıkları bölgede İtilaf Devletleri saflarında savaşa katılmalarıdır. Ağustos 1914’te savaş başlar başlamaz Osmanlı yönetimi Nesturi Patriği Mar Şemun’a Van Valisi Tahsin Paşa vasıtasıyla haber göndererek Türkiye’nin savaşa girmesi durumunda Nesturilerin en azından tarafsız kalmasını istemiştir. Bunun karşılığında bölgede Nesturilerin şikayetleri dinlenerek her alanda reform yapılması sözü verilmiştir. 2 Kasım 1914’te Rusya’nın Osmanlı İmparatorluğuna savaş ilan etmesi ve Rus birliklerinin Osmanlı-İran sınırında görünmeleri sonrasında Nesturiler taraf olarak Rusya’nın yanında savaşa dahil olmuşlardır. 2 Mayıs 1915’te resmen Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan eden Nesturiler 1917’ye kadar Doğu Anadolu’da Rus ordusunun yanında oluşturdukları birliklerle savaşmışlardır.

Near East Relief, (Yakın Doğu İnsani Yardım Kuruluşu) ilk olarak ‘Ermeni ve Süryaniler için Amerikan
İnsani Yardım Komitesi’ ( The American Committe for Armenian and Syrian Relief) adıyla Eylül 1915’te American Board başta olmak üzere bir grup Amerikalı misyoner kuruluşlarının önderliğinde ve Rockefeller Vakfının finansal katkılarıyla ($ 300,000) kuruldu. James L. Barton ve Cleveland H. Dodge liderliğinde kısa sürede Amerika’da yardım fonları oluşturuldu. Amerika Başkanı Woodrow Wilson’ın desteğini de arkasına alan yardım komitesi , basın yayının (The Christian Herald ve the Literary Digest) yanı sıra mitingler ve kilise toplantıları düzenleyerek topladığı paraları, İstanbul’daki Amerikan Büyükelçiliği’nin önderliğinde, Osmanlı topraklarında bulunan Amerikan konsoloslukları ve misyoner teşkilatları yardımıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaktayd.1 Amerika’nın 1917’de İtilaf Devletlerinin yanında savaşa katılması sonrasında yavaşlayan faaliyetler, Osmanlı İmparatorluğuna doğrudan savaş ilan edilmemesi nedeniyle kesintiye uğramadı. Amerikan Kongre’sinin 1919 yılında aldığı bir kararla diğer yardım kuruluşlarıyla birleştirilerek Near East Relief adını alan bu yardım kuruluşu, bundan böyle Amerikan yönetiminin de Orta Doğu’da insani yardımlar konusundaki muhatabı durumuna gelmiş oluyordu.
Kuruluş bildirgesinde “tarafsız” ve “karsız” bir organizasyon olduğu vurgulanmasına rağmen kurucuları arasında misyoner olmayan sadece bir kişi vardı ve o da bir Yahudi Hahamıydı. Tarafsızlık ilkesine belki de en ters gelen faaliyetleri ise Amerikan halkından yardım toplamak için kullandıkları propaganda malzemeleriydi. Yayınlanan küçük yardım broşürlerinde Osmanlı yönetimi ve Talat Paşa başta olmak üzere Osmanlı yöneticileri her türlü barbarlıkla suçlanıyor ve Osmanlı topraklarında bulunan Ermeni ve Süryanilerden genelde Hıristiyanlar olarak bahsedilmek suretiyle, Amerikalıların neden yardım etmeleri gerektiği açıklanıyordu.
 
Amerika’nın tarafsız kaldığı savaşın ilk üç yılı itibariyle Osmanlı topraklarında bulunan Amerikan misyoner okulları, kiliseleri ve hastaneleri faaliyetlerine devam etmişlerdir. Pek çok kitapta Amerikalı misyonerlerin savaş süresince gerçekleştirdikleri insani yardım faaliyetlerine vurgu yapılmakta ve büyük bir kahramanlık olarak değerlendirilmektedir. Hiç şüphesiz, yapılan yardım faaliyetleri insanlık adına önemlidir ve takdir edilmelidir. Ancak, İnsani yardımlar için toplanmış bu paraların aynı kişiler tarafından amacı dışında kullanılması ise olaya ayrı bir boyut katar ve incelemeye değer diye düşünüyorum.
 
1917’de Amerika Birleşik Devletlerinin İtilaf Devletlerinin yanında savaşa katılması savaşın dengesini değiştirmiş olmasına rağmen Osmanlı Devletine savaş ilan edilmemiştir. Bu konuyla ilgili olarak hazırlanmış raporlarda Amerika’nın diplomatik temsilcilikleri ve misyoner okulları başta olmak üzere Osmanlı topraklarında bulunan varlığının zarar görecek olması önemli bir gerekçe olarak ileri sürülmüştür. (2) Nitekim Amerikan misyoner örgütleri, uzun yıllardır Urumiye’de bulunmakta ve faaliyetlerini sürdürmekteydiler. Savaş yıllarında bölgede bulunan Amerikan misyoner örgütleri özellikle savaşın olumsuz şartlarından etkilenen halka, temel ihtiyaçların karşılanması noktasında insani yardım faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Bu amaçla Amerika’da toplanan paralar, Amerikan-İran İnsani Yardım Komisyonu (American Persian Relief Commission) aracılığı ile bölge halkının ihtiyaçları için kullanılmıştır. Bu komisyonun yerel yöneticileri ise yine Amerikalı misyoner örgütlerinin bölgede bulunan elemanları olmuştur.
 
Uzun yıllardır Urumiye’de bulunan ve Nesturiler arasında misyonerlik faaliyetlerini sürdüren Dr. Shedd, savaş sırasında Amerikan insani yardım kuruluşlarının da temsilcisi olarak görev yapmaktaydı. Amerika’nın savaşa girmesi sonrasında 1917’de Dr. Shedd, Urumiye Fahri Amerikan Konsolosu olarak görevlendirilmiştir. İnsani yardım amacıyla oluşturulan fonlarda toplanan paraların, 1918’de Dr. Shedd tarafından bölgede Ermeni ve Süryani-Nesturilerden oluşturulan askeri birliklerin finanse edilmesinde kullanıldığının tespit edilmesi büyük bir spekülasyon olarak değerlendirilmiş ve inceleme başlatılmıştır. Ancak Dr. Shedd’in bu spekülasyondan kısa bir süre önce Ağustos 1918’de ölmüş olması ve gerek Osmanlı Devletinin gerekse bu durumdan en az Osmanlı Devleti kadar rahatsız olan İran’ın cılız protestoları, savaş şartları da düşünüldüğünde bu yolsuzluğu uluslar arası tartışma konusu olmaktan uzak tutmuş ve sorun bu paraların amacı dışında kullanıldığından çok, geri tahsil edilmesi noktasında çözülmeye çalışılmıştır. (3)
Amerika’nın fahri Urumiye konsolosu olarak tayin edildikten sonra Tebriz’de bulunan Amerikan Konsolosu Gordon Paddock tarafından defalarca Amerika’nın Osmanlı Devletiyle savaş durumunda olmadığı ve Osmanlı Devleti aleyhinde gerçekleştirilen siyasi ve askeri faaliyetlerin içinde bulunmaması gerektiği konularında uyarılan Dr. Shedd, elinin altında bulunan yardım fonlarına ait parayı, sözü edilen askeri birliklerin oluşturulması için harcamakta hiçbir sakınca görmemiştir. (4)
 
Dr. Shedd, Amerika’nın Tebriz Konsolosu Gordon Paddock’a yazdığı mektupta insani yardım kuruluşuna ait olan bu parayı askeri birliklerin oluşturulmasında kullanmasının gerekçesi olarak “eğer bu birlikler olmazsa daha sonra insani yardımda bulunulacak Hıristiyan halkın kalmayacağı” ve “aslında bunun insani amaçla yapılmış ve daha sonra yapılacak olan yardımların ilk adımı” olduğu şeklinde izah etmeye çalışmıştır. Aynı belgede Gordon Paddock, Amerika’nın Tebriz Konsolosu olarak, Dr. Shedd’in bu tasarrufuna itiraz etmediğini çünkü gayri resmi olarak bu türden askeri oluşumları, halihazırda dolaylı yollardan desteklemek şeklinde bir politikalarının olduğunu ifade etmektedir.
 
Paraların ne şekilde harcandığı konusunda ise Paddock’a yazdığı mektupta şu açıklamaları yapmaktadır: (5)
1.Oluşturulacak birlikler için elbise imal etmek.
2. Gerekli olan parayı ve diğer askeri malzemeleri temin etmek.
3. Rus subayların maaşlarını ödemek.
 
Günümüzde, insani yardım toplanması ve savaşlardan zarar gören ihtiyaç sahibi halka bu yardımların ulaştırılması noktasında I. Dünya Savaşı ile kıyaslandığında çok mesafe alındığı söylenebilir. Ancak, Ermenilerden sonra Süryanilere ve Pontus Rumlarına da I. Dünya Savaşı yıllarında soykırım yapıldığı iddialarının arttığı şu günlerde, üzerinde durduğumuz konuları, bu iddiaları ortaya atanların dikkat-i nazarlarına sunmak istiyorum. Ayrıca bu noktada şöyle bir de soru sormak istiyorum: Acaba insani yardım paralarıyla oluşturulan bu Ermeni ve Süryani askeri birlikleri ne kadar sayıda masum Osmanlı ve İran vatandaşının katledilmesinden sorumludurlar?.
 


(1)NARA (Amerika Milli Arşivi), RG 84, VOL. 17, Konsolosluk Raporları, Tiflis, Rusya.
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Woodrow Wilson, Ermeniler hakkında Amerikan basınında çıkan yazıların da etkisiyle, 21-22 Ekim 1916 tarihlerini savaştan zarar gören Ermeni ve Süryaniler için “özel bağış günü” olarak ilan etmiştir.
(2)NARA, Inquiry Documents, M-1107, Roll 6, No 42.
(3)NARA, RG 84, VOL. 29C Konsolosluk Raporları, Tebriz, İran.
(4)NARA, RG 84, Vol. 29C Konsolosluk Raporları, Tebriz, İran.
(5)NARA, RG 84, Vol. 29C Konsolosluk Raporları, Tebriz, İran.

Şubat 19, 2008

Sabah sulu bulgur, öğle kuru bulgur!

Bu yazi 08.01.2008 tarihinde Avukatin Günlügü'nde yayinlanmistir.
Av. İsmet ÖZCAN
15.01.2005

İçanadoluda yemek kültüründe bulgur önemli yer tutar. Hele hele fakirin ögünü bulgurdur.
Mehmet’in babası ölmüş yetim kalmıştı.
İlk okulda müfettiş gelmesi, öğretmenden başka sınıflar1nda yabancı görmeyen öğrenciler için çok önemliydi.
Müfettiş sordu.
- Yemekte ne yediniz ?
Mahmet parmağını kaldırdı atladı.
- Sabah sulu bulgur, öğle kuru bulgur.
Mehmetin ifadesi durumlarını özetliyordu. Kahavaltıda bulgur çorbası içiyorlar. Öğle ise bulgur pilavı yiyorlardı.

Hem kardan adama basörtü Takmis Hem de Çay ikram ediyor!!


Bu da gündeme bomba gibi düsen fotograflardan birisi Zaman Gazetesinde yay1nlanan fotograf insan1 gülümsetiyor. Fakat haberi yapan da, kardan adam1 yapan da, çay1 ikram eden de"ne kadar tehlikeli!" bir is yapiyorlar fark1nda degiller.
Yapmay1n kardesim.. Kardan adama bu yap1l1r m1. Hadi basörtüyü takt1n1z battaniyyi de örttünüz bari çay vermeyin..Bak bide poz vermis elinde çayla!!
B1rak onu!!.Bana "oyun oynuyorduk sadece" yalanlar1n1 da uydurma sak1n. Ben senin ne maksatla çay verdigini de biliyorum..Seni yaramaz seni. O ne oglum kardan adamin basindaki..hiç utanmiyormusun sen. Bu bir kardan adam ADAM. Kad1n degil. Senin maksad1n farkl1 ben biliyorum..Bizimle dalga geçiyorsun degil mi?
Sus sus bakhala "ne yapt1m ki" diyo. Daha ne yapacaks1n. Ülkeyi ne hale getirdin..Bakma öyle masum masum..Dogruyu söyle bakiyim yavrum.. O basörtüyü sen mi örttün yoksa kendisi mi? Kendisi örtemiyecegine göre sen örttün. Sen örtmediysen annen yada baban örttü degil mi? Biliyorum. Bastan beri biliyorum bu ailede bir sorun var..
Nerdesin Fatih Çekirge, yetis..ne hale getirdiler kardan adamimizi!

Şubat 18, 2008

Yapmayin Sayin Çekirge, Bu Milletin Çocuklarina Ayiptir!!!



Bugün Hürriyette Fatih Çekirge'nin yaz1s1 son y1llarda okudugum en komik yazilardan birisiydi. Fotografta gördüğüm iki tane kardan adam. Birisi sakallı olarak tasvir edilmiş diğeri ise başörtülü olarak. Bu fotograf müthiş anlamlar ifade ediyor! şöyleki:


Bu iki kardan adamdan birisi erkek muhtemelen "babayı" temsil ediyor diğer ise başörtülü yani muhtemelen "anneyi" temsil ediyor.


Bir yada iki çocuk tarafından yapılmış. Kardan adamların kalitesine bakarsanız ilkokul çağında çocuklar. Kollar1 yok. Demek ki yapamamislar. Becerememis de olabilirler.


Ilkokul çağında olan çocuklar 7 ila 12 yas arasindakilerden olusur. ilk kademe çocuklar1 deriz biz onlara. Rol model olarak her zaman birilerini seçerler. Bu bir sanatç1 olur ögretmeni olur agabeyi olur. Ama genellikle annelerini ve babalarını rol model olarak seçtikleri görülür. Dolayısıyla kardan adamları yapan çocukların bunlar1 yaparken birilerinden etkilendikleri muhakkak. Büyük bir ihtimalle babası ve annesinden etkilenmis gibi gözüküyorlar.

Eger bu varsay1mdan yola ç1karsak babas1 sakallı. Annesi de kapalı bir bayan. Tabi annesi ve babası dindar olan çocukların kardan adam yaparken farklı tipler yapmaları beklenemez.
Ellerinde bayrak var. Demek ki vatanını seven bu ülkenin insanları olduğunu ima etmeye çalışmış! Olabilir. Ilginç.

Fotograf m1 komik? Fatih ÇEKiRGE mi?

Nedesem bilemiyorum. Okadar komik ki.. fotograf degil aslında komik olan. Haber. Aslında haber de degil komik olan. Çünki gülümseten bir haberolarak geçebilir kayıtlara. Ama o nedir öyle koskoca Fatih Çekirge kelli ferli adam nasıl olur da iki küçük afacanın babalarını yada annelerini tasvir eden iki kardan adam1n1 irtica olarak degerlendirir.?

Sayin Çekirge,

Bu bir kardan adam. Kardan adam kardan yapılır. Herhangi bir şekli yada formatı yoktur. O an çocugun aklına ilk gelen şey resmedilir. Eger çocuk annesini yada babasını çok seviyorsa genelde onlar resmedilir. Söz konusu bu çocuklar genelde heykeltraş olmadıkları için belirli bazı imgeleri tam olarak ifade edemezler. Sibiryadaki kristal kentte çalışan heykeltraşlar yok burda.

Arka mahallede ön mahallede yan mahalledeki çocuklar. Bu ülkenin yurdum çocuklar1. Toplanmışlar kardan adam yapmışlar. Nevar bunda? Ben gözlüklüyüm muhtemelen gözlüklü olduğum için benim çocuğum kardan adama bitane gözlük kondururdu. Dedesini yapacağı zaman birtane fötr şapka giydirirdi. Babasi sakall1ysa çocugun?

Komiksiniz sayın Çekirge.. gülünç oluyorsunuz. Yapmayın böyle şeyler.
Bırakın çocuklar oyunlarını oynasın kardesim. Istediklerini yapsınlar. Eve tıkılıp otursalarmıydı yani? Babaları sakallı diye. Hayır bide koskoca Fatih Çekirge. Jeopolitik stratejik jeomorfolojik politik sosyokültürel diyen adam. Nedir bu "entellektüellerimizin" hali bilmiyorum ki...Paranoyak bi toplum haline geldik.

Basörtüye nedersiniz? Simdi düsünün ki o yasta bir cocuk annesini yansitacak kardan adama. kardan bayan1 nas1l tasvir edeceksiniz? onun gözünde en kestirme yöntem basörtüsüdür. Tak basörtüyü...Yavrum su sakall1 olan baban ama su basörtülü kim ? Annem..

Korkmaya gerek yok Sayin ÇEKiRGE. Sadece bir "kardan adam"...Stay calm..everythings gone be alright!!





Yapmay1n Say1n Çekirge, bu milletin çocuklar1na ayiptir.!