Can UGUR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Can UGUR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Haziran 15, 2013

Bitsin Artık Eylemler de Taksim'de Geziye Çıkalım


Yaklaşık 15 gündür devam eden gezi parkı eylemlerinin artık son bulması, Türkiye'nin yararına olacaktır. Gezi parkındaki ağaçların kesilmesine tepki için başlayan eylemlerin "masum" bir eylemden çıkışının en açık delili yasadışı bazı örgütlerin göstericilerin arasına karışarak yaptığı taşkınlıklar attıkları Molotof bombaları, devlet mallarına verdikleri zararlar ve yakıp yıktıkları işyerleridir. Bunun yeşil sevgisiyle uzaktan yakından alakası olmadığını, vicdan sahibi herkes bilir. Eylemlerin ilk günlerinde atılan tweetlere bakılırsa bunun sadece bir gezi parkını koruma eylemi olmadığı belliydi. Bu eylemin artık son bulması gerekir.
 
Eylemin daha ilk günlerinde parkta çadır kuran eylemcilere sert polis müdahalesini de tabii tasvip etmek mümkün değildir. Özür gerektirir ki zaten bu özür geçte olsa gelmiştir. Böylesi kriz anlarında kullanılan üslup son derece önemlidir. Çünkü kalabalıklar harekete geçtiği ve sokağa çıktığı zaman bir sel gibi onun önünü almak çok güçleşir. Fakat gelinen noktada yapılan diyaloglar ve görüşmeler olumlu netice vermeye başladı. Artık bu eylemin son bulmasını ve Türkiye'nin rahat bir nefes almasını isteyen milyonlar var.

Atılan tüm bu pozitif adımlara rağmen, belli bir kesim hala bunu "hükümeti düşürmeye" yönelik bir fırsat olarak görerek, provakatif çıkışlar yapması meseleyi siz biz olayına çevirmesi, kutuplaşmayı artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bu iş artık kabak tadı vermeye başlamadı mı sizce de. diğer taraftan şiddetten beslenen ve nemalanan yasadışı örgütlerin adeta tutunduğu bir dal olan bu eylemler, gezi parkında çevrecilerin masum duygularla yaptıkları barışçıl direnişe de gölge düşürmektedir. Şu unutulmamalıdır ki demokratik tepkinin adresi sandıktır. Eğer mevcut iktidardan herhangi bir memnuniyetsizlik varsa, bunun yolu yakıp yıkma değil, bilakis yapıcı bir tutumla, demokratik tepki göstererek sandık zamanı geldiğinde de orada mesajı vermek gereklidir. Herkeste bir akıl tutulması ve bu akıl tutulmasından kaynaklanan müthiş bir saldırganlık, sosyal medyada üslup tartışmalarını da gündeme getirdi. Artık makul, mantıklı, itidalli konuşmak zamanıdır. Bu ülkenin birliğe bütünlüğe hiç olmadığı kadar ihtiyacı vardır.

Mayıs 24, 2008

Al Benden de T- MUHTIRA

Türkiye’nin Demokrasisi acılarla dolu. Darbeler, darbe girişimleri, muhtıralar, bildiriler. Nezaman ki demokrasi adına umutla dolduğumuz geleceğe ümitle baktığımız günleri yaşamaya başlasak, tüylerimizi ürperten yaşama sevincimizi baltalayan hadiseler çıkıveriyor karşımıza.


Neler yaşamadı ki Türk Demokrasisi..


27 Mayıs İhtilali, 22 Şubat 1962 darbe girişimi - 20 Mayıs 1963 darbe girişimi- 20 Mayıs 1969 darbe darbe girişimi- 9 Mart 1971 darbe girişimi ardından çok geçmeden 12 Mart 1971 Muhtırası – 12 Eylül 1980 Darbesi ve 90 yıllarda-ki bizde 90lılar kuşağı oluyoruz-28 Şubat Postmodern darbesi. Aradan on yıl geçti ve 27 Nisan E-Muhtırası yayınlandı. Türk demokrasisi bu.. vurun abalıya misali..


Ve geçtigimiz gün.. Otobüs yolculuğu yapıyordum İstanbul’dan Adapazarı’na. Servis görevlisinin ikram ettiği vişne suyunu yudumluyordum keyifle. Hafiften çiseleyen ve cama vuran yağmur damlaları serinletiyordu içimi. Tam bu sırada Televizyondaki “usta gazeteci!” Uğur Dündar’ın “davudi” sesi ilişti kulağıma. “Yargıtay Başkanlar kurulu muhtıra gibi bir bildiri yayınladı sayın seyirciler..zı zınk zınk zı zınk„ .Ertesi gün bu ne olduğu tam anlaşılamayan bildirinin ismini Y- muhtıra koydular. Yersen tabi.


Ardından hükümet, y-muhtıraya aynı sertlikte bir karşı bilgiriyle yanıt verdi. Çok geçmeden Danıştay’dan y-muhtıraya destek bilridisi geldi. Daha sonra rektörler bir bildiri yayınladı...Esas bomba muhtırayı bugün Serdar Turgut yapmıştı. Serdar Turgut’un S-Muhtırası medyaya “bomba” gübü düştü. İçimizi biraz olsun rahatlattı.


Bildiren bildirene yani..Muhtıran muhtırana. Biz de bugün Muhtıra delisi olduk yiye yiye..Yeter artık demenin zamanı geldi. Işte al benden de T-Muhtıra.

  1. Bırakın kardeşim bu işleri
  2. İşinize bakın. Herkes işini yapsın.
  3. Olur olmaz yerlerde konuşmayın
  4. Sigaraları yerlere atmayın
  5. Düzgün türkçe kullanın, baştan savma kaleme almayın..
  6. Canımı da sıkmayın.
  7. Yarına güzel malzemeler bırakın. Bırakın ki yarın bir gün, gelecek nesillere, geçmişte yapılan demokrasi ayıplarını anlatmak zorunda kalmayalım. Tüm kamuoyuna saygıyla duyrulur..

Mayıs 19, 2008

İngiltere Kraliçesi ve Şu Bizim Koza Han

Bu hafta Türkiye, tarihi günlerini yaşadı. Zira kraliçe Elisabeth 37 yıl sonra Türkiyeye geliyordu. Herkes Elisabeth’in gelişinin zamanlaması konusunda değişik seneryolar üretti. Ilginç raslantılardan bahsedildi. Ben bu ilginç raslantılardan tevafuklardan yada teorilerden bahsetmeyeceğim.


Bugün size Elisabeth’in özellikle ziyaret etmek istedigi ve özel bilgi edindiği, hakkında kitaplar okuduğu[1] bir mekandan, "Koza Han"dan bahsedeceğim.


Kaçımız biliyoruz acaba Koza Han’ı? Ya da kaçımız Koza Han’a gidip açık havada çay içmişizdir? Basın yayın organları Elisabeth’in ziyaret edeceği Koza Han’ın nasıl temizlendiğini gösterdi yapılan “hummalı” çalışmalardan bahsetti ama Koza Han hakkına bilgilendirmedi.


Elisabeth’in Koza Han’ı ziyaret edeceği haberini duyunca “heyt be benim ödev olarak hazırladığım Koza Han” diyerek kendi kendimi önemli hissetme girişimim oldu. Daha sonra Elisabeth’in bilgi edinmek için okuduğu kitapların benim birazcık da olsa zorlamayla hazırladığım ödevle bir ilgisinin olamayacağını akıl ederek haddimi bildim tabi. Ama Elisabeth’in merakını celbeden bu esrarengiz mekan hakkında bilgilenme ve bilgilendirme sorumluluğunun ağırlığını üzerimde hissetim.


Yıllar önce üniversitede öğrenciyken Koza Han benim “Sanat Tarihi” dersinden ödev konumdu. Yard. Doç. Dr. Şevki Duymaz hocam kulakları çınlasın slayt gösterisi hazırlamak için bana ödev konusu olarak koza hanı vermişti. Bursa da oturuyorduk ama babamın, Koza Han’ın bir kaç sokak aşağısında bulunan Cumhuriyet Caddesi’ndeki bürosuna giderken emrivakiyle götürüp verdiği bilgiden başka koza han hakkında bir şey bildiğim söylenemezdi. Kolları sıvadık. Önemli bir iş peşindeydik. Tarihçiydik sonuçta. Yeri gelmişken Öğrencilik yıllarımda bize bu duyguyu yaşamamıza biraz olsun fırsat verdiği için Şevki hocama teşekkür borçlu olduğumu belirtmeliyim. Küçük bir ansiklopedik araştırmanın ardından bilgi kırıntılarına ulaşmıştık. Taslak oluşmuştu kafamızda. Sıra geldi Koza Han’ın fotograflarını çekmeye.


Şimdi diyorsunuz ki "al bi 5 yada 10 mega piksellik bir makina çek tak tak, düzenle power pointte, sun hocaya.." Nerde efendim ozamanlar digital fotograf makineleri. Her nekadar sadece 10 yıl öncesinden bahsediyorsam da teknolojinin çılgınlar gibi koşturduğunu unutmamanız gerektiğini hatırlatmalıyım. Ayrıca o zamanlar fotograf çekmek yaygın bir şey degildi gibi geliyor bana. Dolayısıyla edindiğimiz bir fotograf makinasıyla şakır şukur fotoğraf çekmek biraz “medeni cesaret” isteyen bir şeydi. En azından o zamanlar bana öyle geliyordu.


Neyse utana sıkıla çekmiştim fotografları. Ve onları fotografçıya verip slayt olarak bastırdık. Bugün nerdedir onlar bilmiyorum. Tarihi eser oldu artık onlar.


Bursa'da Koza Han ıı. Beyazid’in İstanbul’daki eserlerine bir vakıf olarak inşa edilmiştir. Yapım tarihi 1491 olan Koza Han’ın mimarı, Abdül ula bin Pulat Şah’tır. Ulu Cami ile Orhan Cami arasında bulunmaktadır. Evliya Çelebi’nin 1640 yılında burayı ziyaret ettiği ve eserlerinde Acem hanı olarak zikrettiği hanın, bu han olduğu sanılmaktadır. Eski eserlede Koza Han’ın ismi “Yeni Koza Han, Beylik Hân-ı Cedîd-i Âmire, Hân-ı Cedid-i Evvel, Sîmkeş, Sırmakeş Beylik Kervansaray” [2]olarak geçmektedir.


Koza Hanın, ticaret için dünyanın dört bir tarafından gelen ticaret erbabının alış veriş yaptığı bir yerdi. Azerbeycandan ve İran’dan tüccarlar gelirdi. Bu nedenle gelen misafirlere konakalayacak dinlenecek ve atlarını dinlendircek mekana da sahipti. 95 odaya sahip dikdörtgen bir avludan oluşan han iki katlıdır.[3]


Hanın tam ortasında estetiği bozmayan ve göze de çok hoş gözüken küçük bir mescid vardır. Bu mescide merdivenle çıkılır. Alt katında şadırvanı vardır. in altında bir şadırvan vardır. Atları bağlamak için hanın doğu tarafında ahırların bulunduğu bir bölüm daha vardır. Eskiden dünyanın değişik yerlerinde gelen tüccarların istirahat ettikleri odalar bugün artık mağaza olarak kullanılmaktadır. Mescid hâlâ faal bir haldedir. Şadırvanda sular yine eskisi gibi akmaktadır. Avluda yükselen ağacın gölgesi kuş sesleri ve yüzünüze tatlı tatlı vuran güneş ışıltıları.. Işte bu avluda çay ve simidin tadı bir başka olur. Çay ve simit.


Görüldüğü gibi Koza Han’ın en büyük özelliklerinden birisi isminden de anlaşıldığı gibi İpekdir. Bursa denildiği zaman akla ilk gelen şeylerden birisi ipekçiliktir zaten. Hatta Bursa da bir semtin adıdır İpekçilik. Malumunuz ipek, ipek böceğinin kozasından yapılır. Işte Koza Han’da ipek böceği kozalarının satışı yapılmaktaydı. Eğer bugün Bursa bir tekstil merkezi olarak biliniyorsa şüphesiz ki bunda kozalardan üretilen ipek kumaşların etkisi büyüktür.[4] Bursada ki ipek böcekçiliğinin tarihini de bir sonraki yazıya bırakılım..

Can UĞUR
Editör


[1] http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=689633

[2] Semavi Eyice; “Koza Hanı” İA, C. 26, TDVY, Ank. 2002, s. 231

[3] Semavi Eyice; agm, s. 232

[4] http://www.kozahan.org/

Şubat 19, 2008

Hem kardan adama basörtü Takmis Hem de Çay ikram ediyor!!


Bu da gündeme bomba gibi düsen fotograflardan birisi Zaman Gazetesinde yay1nlanan fotograf insan1 gülümsetiyor. Fakat haberi yapan da, kardan adam1 yapan da, çay1 ikram eden de"ne kadar tehlikeli!" bir is yapiyorlar fark1nda degiller.
Yapmay1n kardesim.. Kardan adama bu yap1l1r m1. Hadi basörtüyü takt1n1z battaniyyi de örttünüz bari çay vermeyin..Bak bide poz vermis elinde çayla!!
B1rak onu!!.Bana "oyun oynuyorduk sadece" yalanlar1n1 da uydurma sak1n. Ben senin ne maksatla çay verdigini de biliyorum..Seni yaramaz seni. O ne oglum kardan adamin basindaki..hiç utanmiyormusun sen. Bu bir kardan adam ADAM. Kad1n degil. Senin maksad1n farkl1 ben biliyorum..Bizimle dalga geçiyorsun degil mi?
Sus sus bakhala "ne yapt1m ki" diyo. Daha ne yapacaks1n. Ülkeyi ne hale getirdin..Bakma öyle masum masum..Dogruyu söyle bakiyim yavrum.. O basörtüyü sen mi örttün yoksa kendisi mi? Kendisi örtemiyecegine göre sen örttün. Sen örtmediysen annen yada baban örttü degil mi? Biliyorum. Bastan beri biliyorum bu ailede bir sorun var..
Nerdesin Fatih Çekirge, yetis..ne hale getirdiler kardan adamimizi!

Şubat 18, 2008

Yapmayin Sayin Çekirge, Bu Milletin Çocuklarina Ayiptir!!!



Bugün Hürriyette Fatih Çekirge'nin yaz1s1 son y1llarda okudugum en komik yazilardan birisiydi. Fotografta gördüğüm iki tane kardan adam. Birisi sakallı olarak tasvir edilmiş diğeri ise başörtülü olarak. Bu fotograf müthiş anlamlar ifade ediyor! şöyleki:


Bu iki kardan adamdan birisi erkek muhtemelen "babayı" temsil ediyor diğer ise başörtülü yani muhtemelen "anneyi" temsil ediyor.


Bir yada iki çocuk tarafından yapılmış. Kardan adamların kalitesine bakarsanız ilkokul çağında çocuklar. Kollar1 yok. Demek ki yapamamislar. Becerememis de olabilirler.


Ilkokul çağında olan çocuklar 7 ila 12 yas arasindakilerden olusur. ilk kademe çocuklar1 deriz biz onlara. Rol model olarak her zaman birilerini seçerler. Bu bir sanatç1 olur ögretmeni olur agabeyi olur. Ama genellikle annelerini ve babalarını rol model olarak seçtikleri görülür. Dolayısıyla kardan adamları yapan çocukların bunlar1 yaparken birilerinden etkilendikleri muhakkak. Büyük bir ihtimalle babası ve annesinden etkilenmis gibi gözüküyorlar.

Eger bu varsay1mdan yola ç1karsak babas1 sakallı. Annesi de kapalı bir bayan. Tabi annesi ve babası dindar olan çocukların kardan adam yaparken farklı tipler yapmaları beklenemez.
Ellerinde bayrak var. Demek ki vatanını seven bu ülkenin insanları olduğunu ima etmeye çalışmış! Olabilir. Ilginç.

Fotograf m1 komik? Fatih ÇEKiRGE mi?

Nedesem bilemiyorum. Okadar komik ki.. fotograf degil aslında komik olan. Haber. Aslında haber de degil komik olan. Çünki gülümseten bir haberolarak geçebilir kayıtlara. Ama o nedir öyle koskoca Fatih Çekirge kelli ferli adam nasıl olur da iki küçük afacanın babalarını yada annelerini tasvir eden iki kardan adam1n1 irtica olarak degerlendirir.?

Sayin Çekirge,

Bu bir kardan adam. Kardan adam kardan yapılır. Herhangi bir şekli yada formatı yoktur. O an çocugun aklına ilk gelen şey resmedilir. Eger çocuk annesini yada babasını çok seviyorsa genelde onlar resmedilir. Söz konusu bu çocuklar genelde heykeltraş olmadıkları için belirli bazı imgeleri tam olarak ifade edemezler. Sibiryadaki kristal kentte çalışan heykeltraşlar yok burda.

Arka mahallede ön mahallede yan mahalledeki çocuklar. Bu ülkenin yurdum çocuklar1. Toplanmışlar kardan adam yapmışlar. Nevar bunda? Ben gözlüklüyüm muhtemelen gözlüklü olduğum için benim çocuğum kardan adama bitane gözlük kondururdu. Dedesini yapacağı zaman birtane fötr şapka giydirirdi. Babasi sakall1ysa çocugun?

Komiksiniz sayın Çekirge.. gülünç oluyorsunuz. Yapmayın böyle şeyler.
Bırakın çocuklar oyunlarını oynasın kardesim. Istediklerini yapsınlar. Eve tıkılıp otursalarmıydı yani? Babaları sakallı diye. Hayır bide koskoca Fatih Çekirge. Jeopolitik stratejik jeomorfolojik politik sosyokültürel diyen adam. Nedir bu "entellektüellerimizin" hali bilmiyorum ki...Paranoyak bi toplum haline geldik.

Basörtüye nedersiniz? Simdi düsünün ki o yasta bir cocuk annesini yansitacak kardan adama. kardan bayan1 nas1l tasvir edeceksiniz? onun gözünde en kestirme yöntem basörtüsüdür. Tak basörtüyü...Yavrum su sakall1 olan baban ama su basörtülü kim ? Annem..

Korkmaya gerek yok Sayin ÇEKiRGE. Sadece bir "kardan adam"...Stay calm..everythings gone be alright!!





Yapmay1n Say1n Çekirge, bu milletin çocuklar1na ayiptir.!

Ekim 28, 2006

Hasan Sabbah..Terörizm..ve Gammazlama


Ilk ortaya çıkışı 8. yyla kadar dayanan batinilik mezhebi “nasların zâhiri manalarını kabul etmeyen , gerçek anlamları ancak tanrı ile ilişki kurabilen ‘mâsum imam’ın bilebileceği temel görüşünü savunan aşırı fırkaların adıdır” diye tarif edilmektedir.[1] Batiniler dünyanın "zulumle" ve "baskıyla" dolu olduğuna inanıyorlar ve kendilerini dünyayı "adalet ve hakkaniyetle doldurmak" için çabaladıklarını söylüyorlardı. Şehirdeki işi gücü olmayan toplumdan tecrid edilmiş halkı mevcut düzene dine ve sosyal hayata karşı bir başkaldırıya davet ediyorlardı.[2] Anlatılanlara göre Hasan Sabbah Alamut Kalesini zaptederek oarada ihtilalci bir propaganda yürütmüştür. Batinilik aslında Hasan Sabbah ile ayrı bir boyut kazanmıştır. Kendisi parlak bir zeka teşkilatçılık cebir geometri astronomi sihir ve dini ilimlere hakim birisi olmasına karşın Müridlerine eğitim ve öğretimi yasaklamış “Allah akıl ve düşünceyle değil imamın rehberliğiyle tanınabilir” diyerek müridlerini ilimden bilimden ve araştırmadan uzak tutmuş, peşinden sürüklemiştir.

Haşşâşîn (assassin)

Artık “masum imam adına davet eden dâiler” yerini esrarkeşlere bırakmıştır. Haşiş içtikleri için “haşîşî” olarak da anlandırılan müridlerine hasan sabbah cennet vaad etmiş ve onları bekleyen mutluluğu önceden tatmaları için esrar içirmiştir. Bu şekilde onlara her türlü emiri vermiş bir insanın yapmaya cesaret edemeyeceği şeyleri onların beyinlerini uyuşturarak yaptırmıştır.[3] Buna müridlerin aşırı bağlılığı itikadı da denebilir. Bir düşünür bu konuda şöyle demektedir. “bu çok sağlam bir itikatla beraber korkunç bir inhiraf müthiş bir sapıklığın ifadesidr. O bakımdan evvela itikadın çok sağlam ilahi esas ve prensiplere bağlanması gerekmektedir.”

Haşşaşin kelimesi bugün ingilizcede kullanılan “Assassin” kelimesinin kökenini oluşturmaktadır. Assassin kelimesi suikastçi adam öldüren anlamına gelip etimolojisi şu şekilde açıklanmıştır. “Medieval Latin assassinus, from Arabic hashshAshIn, plural of hashshAsh one who smokes or chews hashish, from hashIsh hashish”[4]

Suikastler..cinayetler..
Batıl bir mezhep olan batiniyye[5] Hasan Sabbah’ın liderliğinde çok zararlı faaliyetlerde bulunmuş, uyuşturucu ile kandırdığı fidâileri suikaslar yaptırmıştır. Ünlü Selçuklu verizi Nizamülmülk bu suikasta kurban gidenlerden birisidir. Kendisine bir arzuhal vereceğini söyleyerek huzuruna çıkan bir batınî fedaisi tarafından hançerlenerek öldürülmüştü.[6]Ardından Melikşah’ın, bir söylentiye göre av etinden zehrilenip hummadan diğer bir söylentiye göre ise zehir içirilerek öldürülmesi akıllara suikast sorusunu getirdi. Suikasa kurban gittiği açıktı.. Bu hazin ölümünün ardında Hasan Sabbah ve adamlarının olduğu sanılıyordu. [7] Devletin zirvesini devirerek ülkeyi bir kaosa sürüklemişlerdir. Taht kavgalarını, ve haçlı seferlerini fırsat bilen Hasan Sabbah, nüfuzunu artırarak cinayet faaliyetlerine hız vermiştir. Yeni yeni yerler alırken diğer taraftan propaganda faaliyetleriyle Selçuklu Devletini baskı altında tutmustur.Hemen hergün 5-10 insan fidâiler tarafından öldürülüyordu. Sultan Berkyaruk dahi suikastlerden nasibini almışt1r. Neyseki canlı kurtulabilmişti. Hasan Sabbah’ın öldürttüğü şahsiyetler genelde siyasi dini ve askeri kesimden insanlardı. Bu nedenle ülkede adeta terör havası esiyordu.

13.Yy. Ben Bu Filmi Bir Yerden Hat1rl1yorum Ama...

Dehşet ve korku salma anlamına gelen terör aslında tam anlamını bulmuştur. Yollarda emniyet diye bişey kalmamıştı. Fidailer hiç çekinmeden cinayet işleyebiliyorlardı. Halk sürekli korku içindeydi. Kanun venizam tanımayan söz konusu Batinilerin kökünü kazımaya karar veren Berkyaruk girisimlere baslam1st1. İşi hiç de kolay değildir. Büyük bir kararlılıkla hareket eden Berkyaruk batını olduğu bilinen kişilerin tutuklanmaısnı istedi. Bu beraberinde 1950 lerde Amerikada McCarthy’nin kominist avının benzeri bir ifşaat tablusunu da beraberinde getirdi. Insanlar sevmedikleri kişilere adeta batini diye iftira atarak fişlenmelerine onların ölmelerine sebeb olmuştur.[8] Yani halk terörize olmuştur. 35 Yıl faaliyetlerini sürdürdüğü Alamut kalesinde 1124 de ölmüştür.


[1] Batinilik mezhebi hakkında geniş bilgi için bkz. Avni İlhan; “Bâtıniyye”, TDVİA, C. 5, İst. 1992, s. 190, Abdülkerim Özaydın;agm, s.348
[2] Coşkun alptekin; age, s. 143
[3] Abdülkerim Özaydın “ Hasan Sabbah”, TDVIA, cilt 16 ist. 1997 s. 348
[4] http://www.seslisozluk.com/?word=assassin aynı zamanda bkz, Abdülkerim Özaydın; agm, s. 348
[5] “Ayetlerin dış manalarından ziyade bâtın yani iç manalarına ehemmiyet verdikleri için tanrı sıfatlarının bazılarını şüpheli gösterirler.” Ferit Devllioğlu; “Batiniyye” Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Aydın Kitabevi Yayınları, Ank. 1993, s. 73
[6] Coşkun Alptekin; “Büyük Selçuklular” Doğuştan Günümüze Büyük Islam Tarihi, c. 7, s. 143
[7] Coşkun Alptekin; age, s. 143
[8] Hasan Sabbah 1124 yılında otuz beş yıl aralıksız faaliyet gösterdiği Alamut Kalesinde öldü Abdülkerim Özaydın; “Hasan Sabbah” TDVİA, C. 16, İst. 1997, s. 348

Ekim 27, 2006

Ramazan Klasikleri

Mübarek Ramazan ayı bugün sona erdi. İftarlar sahurlar irtica yaygaraları sigara içtiği için dövülen gazeteci, oruç tutmadığı için dövüldüğü iddia edilen adamlar, son olarak ameliyat sırasında mola saatini iftar vaktine getiren oruçlu doktor. Ramazan ile ilgili bilinçaltı çalışmaları bu senede de tüm hızıyla devam etti.
Sis siz olun bir tartışmaya oruçlu olarak girmeyin hele ramazanla ilintilendirilebilecek bir şey içerisinde iseniz sakın ola sakın ramazan ayında oruç tutan sigara içen birisine, sarhoşa takılmayın. İşinizi mükemmelen yapın. Oruçluysanız sizin hata yapma şansınız kesinlikle yok. Siz artık siz değilsiniz. Örneğin trafikte sizi deli eden yan tarafınızdaki sürücüye korna çalmamaya gayret edin. Eğer sinir katsayınız yükselip tavana vurduysa ve dayanılmaz bir hal aldıysa öncelikle sürücüyle göz göze gelin. Onun sigara içmediğinden içkili olmadığından emin olun.

Ha oruçlu değilseniz korkmanıza gerek yok zaten..Nasıl olsa “oruç dayağını yiyen” gariban olarak gazete sayfalarında yerinizi alacaksınız. “Masum olmanın” avantajıyla kavgaya bir sıfır önde başlayacaksınız.

Doktorsunuz.. 7 -8 saatlik ameliyata giriyorsunuz. İnancınız gereği oruç tuttuysanız aman ha sakın 6. saatte vereceğiniz arayı iftar vaktine denk getirmeyin. ama 6 saatin ard1ndan kafan1z tüllendiyse bir sigara molas1 verebilirsiniz onda sakinca yok..

Futbolcusunuz ramazan ayında iyi oynayamayıp formsuz bir görüntü çiziyorsanız vay halinize..
Başbakansınız..aman ha gündüz vakti rahatsızlanmayın…çünkü oruçsunuz..

Oruçlu insanın sorumlulukları vardır. Ama Türkiye’de çok daha fazla sorumlulukları vardır. Ona göre.

Ekim 22, 2006

Ramazan Bayramı..

Tarihcigozuyle.com okurlarının Ramazan Bayramını en içten dileklerimle kutluyorum. Umarım 5 günlük bayram tatilinde yollar kan gölüne dönmez. Umarım yıllardır klasikleşmiş bayram haberleri arasında trafik kazaları olmaz. Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim. Tarihcigozuyle.com daki yazıların kısa bir süre sonra tekrar başlayacağı müjdesini vermeden geçemeyeceğim. Selametle.. C. U.

Şubat 14, 2006

14 Şubat Sevgililer Günü ve St. Valentin


Bugün 14 şubat. Sevgililer günü. Bu insanların sevdiklerini sevgililerini sevindirmesi adına güzel bir gündür. Asıl itibariyle batı kökenli olan bu güne Amerika'da “the valentine’s day” derler. Tıpkı yılbaşı, Amerika’nın kuruluş yıldönümü gibi, müthiş bir sektör oluşmuştur bu günle ilgili. Satışlar özellikle böyle günlerde patlama yapar. Amerikan esnafı hep bu günlere özel pazarlamalar yapar. Peki nedir bu sevgililer günü ve nasıl ortaya çıkmıştır?

TheHistoryChannel.com sitesine göre, Valentine 3. yy da Romada hizmet etmiş olan bir rahipmiş. Imparator Iı. Claudius “bekar bir adamın evli bir adamdan daha iyi bir asker olduğuna" karar vermiş ve genç erkeklerin evlenmelerini ve evlendirilmelerini yasaklamış. Valentine ise bu kararı haksız bularak genç aşıkları gizlice evlendirmeye devam etmiş. Valentine’nin bu işi ortaya çıkınca imparator derhal idamı için emir vermiş.

Bir başka hikayeye göre Valentine, Roma hapishanelerinde kötü muamele gören mahkumların kaçmalarına yardım ettiği için öldürülmüştür. Bir efsaneye göre de Valentine hapiste yatarken kendisini ziyarete gelen gardiyanın kızına aşık olur. Son anlarında ona yazdığı mektubunu şu şekilde imzalar “From your Valentine” “Senin Valentininden”
Bazıları sevgililer gününün 14 şubatta kutlanmasının nedenini st. Valentine’nin MS 270 yıllarında Şubat ortasında öldürülmesine bağlarlar. Kimileri ise 'Antik Roma'da düzenlenen Lupercalia festivalini Hristiyanlaştırma gayretiyle bugün kutlanmıştır' demektedir. Antik Roma'da baharın başlangıcıydı Şubat. Yunma yıkanma arınma ayıydı. Bu ayda evler süpürülür temizlenirdi. 15 Şubat Lupercalia festivali ise bereket zenginlik doğurganlık günü olarak görülüyordu. Bu festival Roma imparatorluğu kurucuları Romulus ve Remus kadar tarım tanrısı Faunus’a ithaf edilirdi.
Festivalin başlatmak için Luperci üyeleri ve Roma papazları, Roma imparatorluğu’nun kurucuları Romulos ve Remus küçükken bir dişi kurt tarafından emzirildiğine inanılan kutsal bir mağarada toplanır bir keçi bir de köpek kurban ederlermiş. Keçi bereket için, köpekse arınmak içinmiş. Önce onların derilerini yüzerler, akan kanlara da postlarını batırarak kadınlara hafifçe vururlarmış. Kadınlar bundan gocunmazlarmış. Zira onlar bu geleneğin gelecek bir sene içeresinde daha bereketli geçeceğini sağladığını bilirlermiş.
Daha sonraki yıllar şehirdeki bütün genç kızlar isimlerini bir vazoya koymuşlar. O şehrin bekar erkekleri ise bu vazodan bir isim seçerek o yılı seçilmiş çift olarak birlikte geçirmişler. Bu eşleşmeler genellikle evlilikle sonuçlanmış. Papa Gelasius ise 14 Şubatı “Valentines Day” yani sevgililer günü olarak ilan etmiş MS 498 lerde. Bu ‘romantik’ eşleştirme o yıllarda kanunsuz bulunmuş ve yasaklanmış. Daha sonraki çağlarda Fransa ve İngiltere’de romantizm ayı olan Şubat ayının 14. günü seçilmiş.

17. yy sonu ve 18. başlarında romantik kart yazmalar meşhur olmuş. Ardından 1800'lü yıllarda artık matbaanın da faaliyete geçmesiyle hazır sözler yazılır olmuş. Tebrik Kartı Birliği’nin tahmini rakamlarına göre bir milyar sevgililer günü kartı gönderilmiş her yıl. Krismıs tan sonra Sevgililer günü en çok tebrik kartı gönderilen günlerden birisiydi. Kart gönderenlerin yaklaşık olarak %85'inin BAYAN olduğunu da hatırlatalım.
Valentine tebrik kartları Orta Çağa dayanmaktadır. En eski sevgililer günü kartı şuan British Museum’da sergilenmektedir. Amerika’da ise sevgililerin babası olarak anılan Esther A. Howland tarafından 1840'ta çıkarılmıştır.

Ne diyelim bütün sevgililerin ve sevmesini bilenlerin sevgililer günü kutlu olsun. Ama bunu sadece bugüne değil bütün bir yıla yaymak da dileğimiz olsun.

Temmuz 08, 2005

BUNDAN 102 YIL ÖNCE YİNE TERÖR VARDI.



Londradaki terör eylemlerinin ardından gözler bu eylemi "islam adına"! yapan kişilere çevrildi. bundan 102 yıl önceki yaşanan hadiseyi hatırlayalım isterseniz.
1902 sonbaharında Selanik limanlarından Marsilya’ya hareket edecek olan özel bir şirkete* ait 2 direkli vapurun, hareket esnasında bir Bulgar** tarafından yakılması dikkatleri bu noktaya yoğunlaştırmıştı. Bugün teröristin kimliğinde "müslüman!" yazıyordu, ogün ise "hıristiyan!". Söz konusu hadise Selanik Vak’asının başlangıcıydı 28 nisan 1903. O gün Selanik’te Vardar yönündeki köprünün gaz ve su boruları tarafına konulan bir dinamit patlamış, böylece şehre giden gaz ve su aniden kesilmişti.[1] Aynı anda bir tren raydan çıkmış Bank-ı Osmâni’de[2] yangın başlamış ve patlamanın etkisiyle de bankanın hemen yanında bulunan Vegelklub yerle bir olmuştu.
İki eğlence yerine atılan dinamitin patlaması neticesi bir Rum garson da can vermişti. Kentin Alman sakinlerinden çoğu hayatlarını kaybederken Frenk mahallesinde el bombası ve molotof kokteyl atan anarşistler ortalığı birbirine katmışlardı. Müslüman halk ise kırsalda gelişen bu olaylar karşısında öfkesini tutamamış kentteki Slav azınlığı linç girişiminde bulunmuştu. Ardından sıkı yönetim ilan edildi. 60 kişinin hayatını kaybettiği olaylarda yüzlerce yaralı vardı. 1903 yilindaki olayda yikilan Osmanli Bankasi kaynak: www.obarchive.com

Dikkati çeken husus saldırıların büyük devletlerin şirketlerine karşı yapılmış olmasıydı. Bundaki amaçsa açıktı. Büyük devletlerin dikkatini "Makedonya sorunu"na çekmek.[3] Olayların arkasındaki örgütse "Gemici" isimli anarşist eylemleri savunan ve VMRO'ya bağlı bir örgüttü .[4] Makedonya'nın kurtuluşu için çalışıyordu. Nitekim girişim zâhiren başarıya ulaşmış Selanik vakasının hemen ardından Selanik limanına üç kıta Avusturya zırhlısı demirlemişti.[5] ama aslında avrupalı devletlerin makedonyanın bağımsızlığı için çalışan bu örgütlere karşı bakışı değişmişti.
* Bu şirketler Fransız şirketleriydi. Geminin ismi de Guadalquivir idi bkz: Glenny; age,s.181
** Pavel Shatov isimli bir gençti. Shatev VMRO ya bağlı Gemici Anarşist gurubunun üyelerinden di bkz, Misha Glenny; Balkanlar 1804-1999, Sabah Kitapları, çev: Mehmet Harmancı, ist.2000,s.181
[1] Selânikli Şemseddin;Makedonya (Tarihçe-İ Devri İnkılab), Ertin Asadoryan Matbaası, İst. 1234 , s.16-17
[2] Bank-ı Osmâninin (Osmanlı Bankası) bulunduğu yere yakın bir yerden dükkan kiralanarak bodrum katından açılan bir hufreden Bank-ı Osmaniye doğru ilerlenmiş, sokağın ortasında kolombodan geçen lağım bu hufrenin ilerlemesine mani olmuş ise de oda jargon ve sâir ile kapatılarak hufre devam olunmuştu. Altı yedi ay Bulgar mektebi talebelerinden bir iki kişi tarafından devam edilen bu ameliyat bankaya büyük bir lağım yapmaya muvaffak olunmuş ve ameliyatın teçhili için hava körüğü portatif kazma , kova, ve sâir levâzım dükkana nakil olunmuş ve bu hufreden çıkarılan topraklar kese kağıtları vasıtasıyla gündüz müşterileri de eşkıya olan adamları tarafından hârice çıkarılmıştır. Elektrik pilleri kullanılmış. Tünel kazarken bataryaları da dükkana konulmuştur. Dinamit yerleştirilmiş lakin dinamit pillerinin bozulması, patlamayı engellemiş yalnız yangın çıkmıştır. Geniş bilgi için bkz. Selânikli Şemseddin; age s. 34-36
[3] Misha Glenny; age, s.181
[4] Gül Tokay; “Osmanlı Bulgaristan İlişkileri 1878-1908” Osmanlı, C. 2 Yeni Türkiye Yay, Ank. 1999, s.323
[5] Selânikli Şemseddin; age, s.34-35-36
[6] The New York Times, July 7, 1902