Atılan tüm bu pozitif adımlara rağmen, belli bir kesim hala bunu "hükümeti düşürmeye" yönelik bir fırsat olarak görerek, provakatif çıkışlar yapması meseleyi siz biz olayına çevirmesi, kutuplaşmayı artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bu iş artık kabak tadı vermeye başlamadı mı sizce de. diğer taraftan şiddetten beslenen ve nemalanan yasadışı örgütlerin adeta tutunduğu bir dal olan bu eylemler, gezi parkında çevrecilerin masum duygularla yaptıkları barışçıl direnişe de gölge düşürmektedir. Şu unutulmamalıdır ki demokratik tepkinin adresi sandıktır. Eğer mevcut iktidardan herhangi bir memnuniyetsizlik varsa, bunun yolu yakıp yıkma değil, bilakis yapıcı bir tutumla, demokratik tepki göstererek sandık zamanı geldiğinde de orada mesajı vermek gereklidir. Herkeste bir akıl tutulması ve bu akıl tutulmasından kaynaklanan müthiş bir saldırganlık, sosyal medyada üslup tartışmalarını da gündeme getirdi. Artık makul, mantıklı, itidalli konuşmak zamanıdır. Bu ülkenin birliğe bütünlüğe hiç olmadığı kadar ihtiyacı vardır.
Haziran 15, 2013
Bitsin Artık Eylemler de Taksim'de Geziye Çıkalım
Atılan tüm bu pozitif adımlara rağmen, belli bir kesim hala bunu "hükümeti düşürmeye" yönelik bir fırsat olarak görerek, provakatif çıkışlar yapması meseleyi siz biz olayına çevirmesi, kutuplaşmayı artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bu iş artık kabak tadı vermeye başlamadı mı sizce de. diğer taraftan şiddetten beslenen ve nemalanan yasadışı örgütlerin adeta tutunduğu bir dal olan bu eylemler, gezi parkında çevrecilerin masum duygularla yaptıkları barışçıl direnişe de gölge düşürmektedir. Şu unutulmamalıdır ki demokratik tepkinin adresi sandıktır. Eğer mevcut iktidardan herhangi bir memnuniyetsizlik varsa, bunun yolu yakıp yıkma değil, bilakis yapıcı bir tutumla, demokratik tepki göstererek sandık zamanı geldiğinde de orada mesajı vermek gereklidir. Herkeste bir akıl tutulması ve bu akıl tutulmasından kaynaklanan müthiş bir saldırganlık, sosyal medyada üslup tartışmalarını da gündeme getirdi. Artık makul, mantıklı, itidalli konuşmak zamanıdır. Bu ülkenin birliğe bütünlüğe hiç olmadığı kadar ihtiyacı vardır.
Mayıs 24, 2008
Al Benden de T- MUHTIRA
Türkiye’nin Demokrasisi acılarla dolu. Darbeler, darbe girişimleri, muhtıralar, bildiriler. Nezaman ki demokrasi adına umutla dolduğumuz geleceğe ümitle baktığımız günleri yaşamaya başlasak, tüylerimizi ürperten yaşama sevincimizi baltalayan hadiseler çıkıveriyor karşımıza.
Neler yaşamadı ki Türk Demokrasisi..
27 Mayıs İhtilali, 22 Şubat 1962 darbe girişimi - 20 Mayıs 1963 darbe girişimi- 20 Mayıs 1969 darbe darbe girişimi- 9 Mart 1971 darbe girişimi ardından çok geçmeden 12 Mart 1971 Muhtırası – 12 Eylül 1980 Darbesi ve 90 yıllarda-ki bizde 90lılar kuşağı oluyoruz-28 Şubat Postmodern darbesi. Aradan on yıl geçti ve 27 Nisan E-Muhtırası yayınlandı. Türk demokrasisi bu.. vurun abalıya misali..
Ve geçtigimiz gün.. Otobüs yolculuğu yapıyordum İstanbul’dan Adapazarı’na. Servis görevlisinin ikram ettiği vişne suyunu yudumluyordum keyifle. Hafiften çiseleyen ve cama vuran yağmur damlaları serinletiyordu içimi. Tam bu sırada Televizyondaki “usta gazeteci!” Uğur Dündar’ın “davudi” sesi ilişti kulağıma. “Yargıtay Başkanlar kurulu muhtıra gibi bir bildiri yayınladı sayın seyirciler..zı zınk zınk zı zınk„ .Ertesi gün bu ne olduğu tam anlaşılamayan bildirinin ismini Y- muhtıra koydular. Yersen tabi.
Ardından hükümet, y-muhtıraya aynı sertlikte bir karşı bilgiriyle yanıt verdi. Çok geçmeden Danıştay’dan y-muhtıraya destek bilridisi geldi. Daha sonra rektörler bir bildiri yayınladı...Esas bomba muhtırayı bugün Serdar Turgut yapmıştı. Serdar Turgut’un S-Muhtırası medyaya “bomba” gübü düştü. İçimizi biraz olsun rahatlattı.
Bildiren bildirene yani..Muhtıran muhtırana. Biz de bugün Muhtıra delisi olduk yiye yiye..Yeter artık demenin zamanı geldi. Işte al benden de T-Muhtıra.
- Bırakın kardeşim bu işleri
- İşinize bakın. Herkes işini yapsın.
- Olur olmaz yerlerde konuşmayın
- Sigaraları yerlere atmayın
- Düzgün türkçe kullanın, baştan savma kaleme almayın..
- Canımı da sıkmayın.
- Yarına güzel malzemeler bırakın. Bırakın ki yarın bir gün, gelecek nesillere, geçmişte yapılan demokrasi ayıplarını anlatmak zorunda kalmayalım. Tüm kamuoyuna saygıyla duyrulur..
Mayıs 19, 2008
İngiltere Kraliçesi ve Şu Bizim Koza Han
Bu hafta Türkiye, tarihi günlerini yaşadı. Zira kraliçe Elisabeth 37 yıl sonra Türkiyeye geliyordu. Herkes Elisabeth’in gelişinin zamanlaması konusunda değişik seneryolar üretti. Ilginç raslantılardan bahsedildi. Ben bu ilginç raslantılardan tevafuklardan yada teorilerden bahsetmeyeceğim.
Bugün size Elisabeth’in özellikle ziyaret etmek istedigi ve özel bilgi edindiği, hakkında kitaplar okuduğu[1] bir mekandan, "Koza Han"dan bahsedeceğim.
Kaçımız biliyoruz acaba Koza Han’ı? Ya da kaçımız Koza Han’a gidip açık havada çay içmişizdir? Basın yayın organları Elisabeth’in ziyaret edeceği Koza Han’ın nasıl temizlendiğini gösterdi yapılan “hummalı” çalışmalardan bahsetti ama Koza Han hakkına bilgilendirmedi.
Elisabeth’in Koza Han’ı ziyaret edeceği haberini duyunca “heyt be benim ödev olarak hazırladığım Koza Han” diyerek kendi kendimi önemli hissetme girişimim oldu. Daha sonra Elisabeth’in bilgi edinmek için okuduğu kitapların benim birazcık da olsa zorlamayla hazırladığım ödevle bir ilgisinin olamayacağını akıl ederek haddimi bildim tabi. Ama Elisabeth’in merakını celbeden bu esrarengiz mekan hakkında bilgilenme ve bilgilendirme sorumluluğunun ağırlığını üzerimde hissetim.
Yıllar önce üniversitede öğrenciyken Koza Han benim “Sanat Tarihi” dersinden ödev konumdu. Yard. Doç. Dr. Şevki Duymaz hocam kulakları çınlasın slayt gösterisi hazırlamak için bana ödev konusu olarak koza hanı vermişti. Bursa da oturuyorduk ama babamın, Koza Han’ın bir kaç sokak aşağısında bulunan Cumhuriyet Caddesi’ndeki bürosuna giderken emrivakiyle götürüp verdiği bilgiden başka koza han hakkında bir şey bildiğim söylenemezdi. Kolları sıvadık. Önemli bir iş peşindeydik. Tarihçiydik sonuçta. Yeri gelmişken Öğrencilik yıllarımda bize bu duyguyu yaşamamıza biraz olsun fırsat verdiği için Şevki hocama teşekkür borçlu olduğumu belirtmeliyim. Küçük bir ansiklopedik araştırmanın ardından bilgi kırıntılarına ulaşmıştık. Taslak oluşmuştu kafamızda. Sıra geldi Koza Han’ın fotograflarını çekmeye.
Şimdi diyorsunuz ki "al bi 5 yada 10 mega piksellik bir makina çek tak tak, düzenle power pointte, sun hocaya.." Nerde efendim ozamanlar digital fotograf makineleri. Her nekadar sadece 10 yıl öncesinden bahsediyorsam da teknolojinin çılgınlar gibi koşturduğunu unutmamanız gerektiğini hatırlatmalıyım. Ayrıca o zamanlar fotograf çekmek yaygın bir şey degildi gibi geliyor bana. Dolayısıyla edindiğimiz bir fotograf makinasıyla şakır şukur fotoğraf çekmek biraz “medeni cesaret” isteyen bir şeydi. En azından o zamanlar bana öyle geliyordu.
Neyse utana sıkıla çekmiştim fotografları. Ve onları fotografçıya verip slayt olarak bastırdık. Bugün nerdedir onlar bilmiyorum. Tarihi eser oldu artık onlar.
Bursa'da Koza Han ıı. Beyazid’in İstanbul’daki eserlerine bir vakıf olarak inşa edilmiştir. Yapım tarihi 1491 olan Koza Han’ın mimarı, Abdül ula bin Pulat Şah’tır. Ulu Cami ile Orhan Cami arasında bulunmaktadır. Evliya Çelebi’nin 1640 yılında burayı ziyaret ettiği ve eserlerinde Acem hanı olarak zikrettiği hanın, bu han olduğu sanılmaktadır. Eski eserlede Koza Han’ın ismi “Yeni Koza Han, Beylik Hân-ı Cedîd-i Âmire, Hân-ı Cedid-i Evvel, Sîmkeş, Sırmakeş Beylik Kervansaray” [2]olarak geçmektedir.
Koza Hanın, ticaret için dünyanın dört bir tarafından gelen ticaret erbabının alış veriş yaptığı bir yerdi. Azerbeycandan ve İran’dan tüccarlar gelirdi. Bu nedenle gelen misafirlere konakalayacak dinlenecek ve atlarını dinlendircek mekana da sahipti. 95 odaya sahip dikdörtgen bir avludan oluşan han iki katlıdır.[3]
Hanın tam ortasında estetiği bozmayan ve göze de çok hoş gözüken küçük bir mescid vardır. Bu mescide merdivenle çıkılır. Alt katında şadırvanı vardır. in altında bir şadırvan vardır. Atları bağlamak için hanın doğu tarafında ahırların bulunduğu bir bölüm daha vardır. Eskiden dünyanın değişik yerlerinde gelen tüccarların istirahat ettikleri odalar bugün artık mağaza olarak kullanılmaktadır. Mescid hâlâ faal bir haldedir. Şadırvanda sular yine eskisi gibi akmaktadır. Avluda yükselen ağacın gölgesi kuş sesleri ve yüzünüze tatlı tatlı vuran güneş ışıltıları.. Işte bu avluda çay ve simidin tadı bir başka olur. Çay ve simit.
Görüldüğü gibi Koza Han’ın en büyük özelliklerinden birisi isminden de anlaşıldığı gibi İpekdir. Bursa denildiği zaman akla ilk gelen şeylerden birisi ipekçiliktir zaten. Hatta Bursa da bir semtin adıdır İpekçilik. Malumunuz ipek, ipek böceğinin kozasından yapılır. Işte Koza Han’da ipek böceği kozalarının satışı yapılmaktaydı. Eğer bugün Bursa bir tekstil merkezi olarak biliniyorsa şüphesiz ki bunda kozalardan üretilen ipek kumaşların etkisi büyüktür.[4] Bursada ki ipek böcekçiliğinin tarihini de bir sonraki yazıya bırakılım..
Can UĞUREditör
Şubat 19, 2008
Hem kardan adama basörtü Takmis Hem de Çay ikram ediyor!!

Şubat 18, 2008
Yapmayin Sayin Çekirge, Bu Milletin Çocuklarina Ayiptir!!!
Bu iki kardan adamdan birisi erkek muhtemelen "babayı" temsil ediyor diğer ise başörtülü yani muhtemelen "anneyi" temsil ediyor.
Bir yada iki çocuk tarafından yapılmış. Kardan adamların kalitesine bakarsanız ilkokul çağında çocuklar. Kollar1 yok. Demek ki yapamamislar. Becerememis de olabilirler.
Ellerinde bayrak var. Demek ki vatanını seven bu ülkenin insanları olduğunu ima etmeye çalışmış! Olabilir. Ilginç.
Komiksiniz sayın Çekirge.. gülünç oluyorsunuz. Yapmayın böyle şeyler.
Bırakın çocuklar oyunlarını oynasın kardesim. Istediklerini yapsınlar. Eve tıkılıp otursalarmıydı yani? Babaları sakallı diye. Hayır bide koskoca Fatih Çekirge. Jeopolitik stratejik jeomorfolojik politik sosyokültürel diyen adam. Nedir bu "entellektüellerimizin" hali bilmiyorum ki...Paranoyak bi toplum haline geldik.
Ekim 28, 2006
Hasan Sabbah..Terörizm..ve Gammazlama

Haşşâşîn (assassin)
Artık “masum imam adına davet eden dâiler” yerini esrarkeşlere bırakmıştır. Haşiş içtikleri için “haşîşî” olarak da anlandırılan müridlerine hasan sabbah cennet vaad etmiş ve onları bekleyen mutluluğu önceden tatmaları için esrar içirmiştir. Bu şekilde onlara her türlü emiri vermiş bir insanın yapmaya cesaret edemeyeceği şeyleri onların beyinlerini uyuşturarak yaptırmıştır.[3] Buna müridlerin aşırı bağlılığı itikadı da denebilir. Bir düşünür bu konuda şöyle demektedir. “bu çok sağlam bir itikatla beraber korkunç bir inhiraf müthiş bir sapıklığın ifadesidr. O bakımdan evvela itikadın çok sağlam ilahi esas ve prensiplere bağlanması gerekmektedir.”
Haşşaşin kelimesi bugün ingilizcede kullanılan “Assassin” kelimesinin kökenini oluşturmaktadır. Assassin kelimesi suikastçi adam öldüren anlamına gelip etimolojisi şu şekilde açıklanmıştır. “Medieval Latin assassinus, from Arabic hashshAshIn, plural of hashshAsh one who smokes or chews hashish, from hashIsh hashish”[4]
Suikastler..cinayetler..
13.Yy. Ben Bu Filmi Bir Yerden Hat1rl1yorum Ama...
Dehşet ve korku salma anlamına gelen terör aslında tam anlamını bulmuştur. Yollarda emniyet diye bişey kalmamıştı. Fidailer hiç çekinmeden cinayet işleyebiliyorlardı. Halk sürekli korku içindeydi. Kanun venizam tanımayan söz konusu Batinilerin kökünü kazımaya karar veren Berkyaruk girisimlere baslam1st1. İşi hiç de kolay değildir. Büyük bir kararlılıkla hareket eden Berkyaruk batını olduğu bilinen kişilerin tutuklanmaısnı istedi. Bu beraberinde 1950 lerde Amerikada McCarthy’nin kominist avının benzeri bir ifşaat tablusunu da beraberinde getirdi. Insanlar sevmedikleri kişilere adeta batini diye iftira atarak fişlenmelerine onların ölmelerine sebeb olmuştur.[8] Yani halk terörize olmuştur. 35 Yıl faaliyetlerini sürdürdüğü Alamut kalesinde 1124 de ölmüştür.
[1] Batinilik mezhebi hakkında geniş bilgi için bkz. Avni İlhan; “Bâtıniyye”, TDVİA, C. 5, İst. 1992, s. 190, Abdülkerim Özaydın;agm, s.348
[2] Coşkun alptekin; age, s. 143
[3] Abdülkerim Özaydın “ Hasan Sabbah”, TDVIA, cilt 16 ist. 1997 s. 348
[4] http://www.seslisozluk.com/?word=assassin aynı zamanda bkz, Abdülkerim Özaydın; agm, s. 348
[5] “Ayetlerin dış manalarından ziyade bâtın yani iç manalarına ehemmiyet verdikleri için tanrı sıfatlarının bazılarını şüpheli gösterirler.” Ferit Devllioğlu; “Batiniyye” Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Aydın Kitabevi Yayınları, Ank. 1993, s. 73
[6] Coşkun Alptekin; “Büyük Selçuklular” Doğuştan Günümüze Büyük Islam Tarihi, c. 7, s. 143
[7] Coşkun Alptekin; age, s. 143
[8] Hasan Sabbah 1124 yılında otuz beş yıl aralıksız faaliyet gösterdiği Alamut Kalesinde öldü Abdülkerim Özaydın; “Hasan Sabbah” TDVİA, C. 16, İst. 1997, s. 348
Ekim 27, 2006
Ramazan Klasikleri
Ha oruçlu değilseniz korkmanıza gerek yok zaten..Nasıl olsa “oruç dayağını yiyen” gariban olarak gazete sayfalarında yerinizi alacaksınız. “Masum olmanın” avantajıyla kavgaya bir sıfır önde başlayacaksınız.
Doktorsunuz.. 7 -8 saatlik ameliyata giriyorsunuz. İnancınız gereği oruç tuttuysanız aman ha sakın 6. saatte vereceğiniz arayı iftar vaktine denk getirmeyin. ama 6 saatin ard1ndan kafan1z tüllendiyse bir sigara molas1 verebilirsiniz onda sakinca yok..
Futbolcusunuz ramazan ayında iyi oynayamayıp formsuz bir görüntü çiziyorsanız vay halinize..
Başbakansınız..aman ha gündüz vakti rahatsızlanmayın…çünkü oruçsunuz..
Oruçlu insanın sorumlulukları vardır. Ama Türkiye’de çok daha fazla sorumlulukları vardır. Ona göre.
Ekim 22, 2006
Ramazan Bayramı..
Şubat 14, 2006
14 Şubat Sevgililer Günü ve St. Valentin

TheHistoryChannel.com sitesine göre, Valentine 3. yy da Romada hizmet etmiş olan bir rahipmiş. Imparator Iı. Claudius “bekar bir adamın evli bir adamdan daha iyi bir asker olduğuna" karar vermiş ve genç erkeklerin evlenmelerini ve evlendirilmelerini yasaklamış. Valentine ise bu kararı haksız bularak genç aşıkları gizlice evlendirmeye devam etmiş. Valentine’nin bu işi ortaya çıkınca imparator derhal idamı için emir vermiş.
Bir başka hikayeye göre Valentine, Roma hapishanelerinde kötü muamele gören mahkumların kaçmalarına yardım ettiği için öldürülmüştür. Bir efsaneye göre de Valentine hapiste yatarken kendisini ziyarete gelen gardiyanın kızına aşık olur. Son anlarında ona yazdığı mektubunu şu şekilde imzalar “From your Valentine” “Senin Valentininden”
Bazıları sevgililer gününün 14 şubatta kutlanmasının nedenini st. Valentine’nin MS 270 yıllarında Şubat ortasında öldürülmesine bağlarlar. Kimileri ise 'Antik Roma'da düzenlenen Lupercalia festivalini Hristiyanlaştırma gayretiyle bugün kutlanmıştır' demektedir. Antik Roma'da baharın başlangıcıydı Şubat. Yunma yıkanma arınma ayıydı. Bu ayda evler süpürülür temizlenirdi. 15 Şubat Lupercalia festivali ise bereket zenginlik doğurganlık günü olarak görülüyordu. Bu festival Roma imparatorluğu kurucuları Romulus ve Remus kadar tarım tanrısı Faunus’a ithaf edilirdi.
Festivalin başlatmak için Luperci üyeleri ve Roma papazları, Roma imparatorluğu’nun kurucuları Romulos ve Remus küçükken bir dişi kurt tarafından emzirildiğine inanılan kutsal bir mağarada toplanır bir keçi bir de köpek kurban ederlermiş. Keçi bereket için, köpekse arınmak içinmiş. Önce onların derilerini yüzerler, akan kanlara da postlarını batırarak kadınlara hafifçe vururlarmış. Kadınlar bundan gocunmazlarmış. Zira onlar bu geleneğin gelecek bir sene içeresinde daha bereketli geçeceğini sağladığını bilirlermiş.
Daha sonraki yıllar şehirdeki bütün genç kızlar isimlerini bir vazoya koymuşlar. O şehrin bekar erkekleri ise bu vazodan bir isim seçerek o yılı seçilmiş çift olarak birlikte geçirmişler. Bu eşleşmeler genellikle evlilikle sonuçlanmış. Papa Gelasius ise 14 Şubatı “Valentines Day” yani sevgililer günü olarak ilan etmiş MS 498 lerde. Bu ‘romantik’ eşleştirme o yıllarda kanunsuz bulunmuş ve yasaklanmış. Daha sonraki çağlarda Fransa ve İngiltere’de romantizm ayı olan Şubat ayının 14. günü seçilmiş.
17. yy sonu ve 18. başlarında romantik kart yazmalar meşhur olmuş. Ardından 1800'lü yıllarda artık matbaanın da faaliyete geçmesiyle hazır sözler yazılır olmuş. Tebrik Kartı Birliği’nin tahmini rakamlarına göre bir milyar sevgililer günü kartı gönderilmiş her yıl. Krismıs tan sonra Sevgililer günü en çok tebrik kartı gönderilen günlerden birisiydi. Kart gönderenlerin yaklaşık olarak %85'inin BAYAN olduğunu da hatırlatalım.
Valentine tebrik kartları Orta Çağa dayanmaktadır. En eski sevgililer günü kartı şuan British Museum’da sergilenmektedir. Amerika’da ise sevgililerin babası olarak anılan Esther A. Howland tarafından 1840'ta çıkarılmıştır.
Ne diyelim bütün sevgililerin ve sevmesini bilenlerin sevgililer günü kutlu olsun. Ama bunu sadece bugüne değil bütün bir yıla yaymak da dileğimiz olsun.
Temmuz 08, 2005
BUNDAN 102 YIL ÖNCE YİNE TERÖR VARDI.
İki eğlence yerine atılan dinamitin patlaması neticesi bir Rum garson da can vermişti. Kentin Alman sakinlerinden çoğu hayatlarını kaybederken Frenk mahallesinde el bombası ve molotof kokteyl atan anarşistler ortalığı birbirine katmışlardı. Müslüman halk ise kırsalda gelişen bu olaylar karşısında öfkesini tutamamış kentteki Slav azınlığı linç girişiminde bulunmuştu. Ardından sıkı yönetim ilan edildi. 60 kişinin hayatını kaybettiği olaylarda yüzlerce yaralı vardı. 1903 yilindaki olayda yikilan Osmanli Bankasi kaynak: www.obarchive.com ** Pavel Shatov isimli bir gençti. Shatev VMRO ya bağlı Gemici Anarşist gurubunun üyelerinden di bkz, Misha Glenny; Balkanlar 1804-1999, Sabah Kitapları, çev: Mehmet Harmancı, ist.2000,s.181
[1] Selânikli Şemseddin;Makedonya (Tarihçe-İ Devri İnkılab), Ertin Asadoryan Matbaası, İst. 1234 , s.16-17
[2] Bank-ı Osmâninin (Osmanlı Bankası) bulunduğu yere yakın bir yerden dükkan kiralanarak bodrum katından açılan bir hufreden Bank-ı Osmaniye doğru ilerlenmiş, sokağın ortasında kolombodan geçen lağım bu hufrenin ilerlemesine mani olmuş ise de oda jargon ve sâir ile kapatılarak hufre devam olunmuştu. Altı yedi ay Bulgar mektebi talebelerinden bir iki kişi tarafından devam edilen bu ameliyat bankaya büyük bir lağım yapmaya muvaffak olunmuş ve ameliyatın teçhili için hava körüğü portatif kazma , kova, ve sâir levâzım dükkana nakil olunmuş ve bu hufreden çıkarılan topraklar kese kağıtları vasıtasıyla gündüz müşterileri de eşkıya olan adamları tarafından hârice çıkarılmıştır. Elektrik pilleri kullanılmış. Tünel kazarken bataryaları da dükkana konulmuştur. Dinamit yerleştirilmiş lakin dinamit pillerinin bozulması, patlamayı engellemiş yalnız yangın çıkmıştır. Geniş bilgi için bkz. Selânikli Şemseddin; age s. 34-36
[3] Misha Glenny; age, s.181
[4] Gül Tokay; “Osmanlı Bulgaristan İlişkileri 1878-1908” Osmanlı, C. 2 Yeni Türkiye Yay, Ank. 1999, s.323
[5] Selânikli Şemseddin; age, s.34-35-36
[6] The New York Times, July 7, 1902
